TÜRKİYE – SURİYE İLİŞKİLERİ


Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Suriye 1946 yılına kadar Fransa'nın yönetiminde kaldı. Bu dönemde Türkiye ile Suriye arasındaki en önemli sorun Hatay sorunu oldu.1921'de imzalanan Ankara Antlaşması’na göre Hatay, Suriye sınırları içinde kalmış ancak Hatay'a özel bir statü tanımıştı. Suriye'nin 1936 yılında bağımsız olması kararlaştırılan Hatay'ın statüsü konusunda Türkiye ile Fransa arasında anlaşmazlık çıktı. Hatay önce 2 Eylül 1938'de bağımsız bir Cumhuriyet oldu sonra 23 Haziran 1939'da  Türkiye ile Fransa arasında yapılan bir anlaşma ile Hatay'ın Türkiye'ye katılması kabul edildi. Hatay Cumhuriyeti, Temmuz 1939'da Türkiye sınırları içine katıldı. Suriye ile aramızın bozulmasının en önemli olduğu dönem 1930’lu yıllara dayanıyor.1930’lu yıllarda Hatay’ın alınması için yapılan girişimler doğrultusunda Suriye ile ilişkiler bozuldu. Sonrasında Hatay’ın Türkiye sınırlarına katılmasıyla birlikte Suriye Türkiye’ye karşı kin besleyerek tavır almaya başladı. 1946 yılında bağımsızlığını kazanan Suriye ilk olarak Hatay konusunda Hatay’ın Suriye’nin toprağı olduğunu iddia etmiş ve bu konuda hem kendi ülkesinde hem de Arap dünyasında propagandalar yapmıştır.

         Bir başka husumetimiz ise Fırat Nehri meselesidir. Fırat Nehri, Suriye için büyük bir su kaynağıdır. Bu kaynağı da yitirmek istemediğinden çeşitli hilelerle Fırat Nehri’ni kendisine çekmeye çalışmıştır. Ancak Türkiye karşı atakla GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile Fırat Nehri’ni daha verimli şekilde kullanmıştır. Burada da Suriye Türkiye’yi suçlamış ve birçok Arap ülkesini Türkiye’ye karşı kışkırtmıştır.

         Türkiye ile Suriye arasında yaşanan bir başka sorun ise bölücü  terör örgütü olan PKK’ya Suriye’nin desteği. Güneydoğu Anadolu Projesini (GAP) engellemek için Türkiye’ye karşı olan terörist örgütlere destek veren Suriye, PKK Terör Örgütü’ne 1998 yılına kadar yardım etmiştir.1990’lı yıllarda Suriye sayıları 40 bin olan PKK üyelerini eğitip ve her türlü desteği vermekten kaçınmamıştır. Hatta 1998 yılında Suriye ile Türkiye savaşın eşiğine gelmiştir. Mısır’ın arabuluculuğu ve diğer Arap ülkelerinin desteğiyle imzalanan Adana Mutabakatı sonrası Suriye, PKK’ya olan desteğini kesmiş ve PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ı  sınır dışı etmiştir. Adana Mutabakatından sonra ilişkiler yumuşamaya başlamıştır.

Hafız Esad’ın ölümünden sonra cumhurbaşkanlığına seçilen Beşşar Esad, komşularla ilişkilerde yumuşama siyaseti gütmüş ve Türkiye’de  AKP’nin iş başına gelişinden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler  şimidye kadarki en üst düzeye ulaşmıştır. Hatta ilk defa olarak Türkiye ve Suriye bakanlar kurulu ortak bir toplantı yapmışlardır.

İlişkiler bu seviye ulaşmışken son sıralarda Türkiye‘de muhafazakar kesimlerde Suriye rejimi aleyhinde ve muhalifleri lehinde  başlatılan geniş çaplı propagandalar Türkiye‘nin komşularla sıfır problem siyasetiyle çelişkili bir durum arzetmektedir.

Ülkeler arasındaki ilişkiler  her ne kadar çıkar esasına dayansa da bir ülkenin çıkar ilişkilerinin bir iki ay gibi kısa bir sürede değişmesi de devlet ve diploması geleneğine aykırı bir durumdur.

Suriye rejiminin halkının isteklerine cevap vermesi ve halkın oyuna başvurması normal bir talep olmakla birlikte Arap ülkelerinde, özellikle de komşusu Arap ülkelerindeki durum Suriyeden daha iyi olmamasına karşın Türkiye hükümeti ve muhafazakar medyanın Suriye  rejimine bu kadar yüksek dozda saldırmaları anlaşılır gibi değil.

Acaba perde arkasında başka plan ve hesaplar mı var?
RAMAZAN AĞBABA

ABD VE ORTADOĞU’DAKİ AYAKLANMALAR…


Teknolojinin gelişmesiyle birlikte enerji kaynakları devletlerin dış siyasetinde önemli bir yapıtaşı görevi görmeye başlamıştır. Devletler uluslararası siyasette enerji kaynaklarını göz önünde bulundurarak hareket ediyorlar.

Enerji kaynakların zamanla tükenmesiyle birlikte devletler yeni enerji kaynakları arayışına girmişlerdir. Arayışlarının sonucunda petrol ve gazı enerji üretiminde kullanmaya başladılar. Gündelik hayatımızda birçok enerjinin üretiminde petrol ve gaz kullanılmaktadır. Dünya nüfusunun hızla artışıyla birlikte bu enerji kaynakları devletlere yetmemeye başladı. Bunun en belirgin yaşandığı ülke de ABD’dir. İkinci dünya savaşında müttefiklerinin petrol ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan ABD, artık kendi petrol kaynaklarının tükenmeye başlamasıyla birlikte petrol ihtiyacını ithal ederek temin etmekte olduğunu görmekteyiz. İkinci Dünya savaşının ardından petrol rezervleri giderek azalan ABD, günümüzde ihtiyacının %55’inden fazlasını ithal etmektedir. Bu oranın artışını baz alarak yaptığımız öngörüye göre ABD 2025 yıllarında petrolde tamamen dışarıya bağımlı hale gelecektir. ABD 1997 yılından sonra dış siyasetini tamamen enerji kaynakları üzerine kurmuştur. Özellikle George W. Bush’un 2001’de ABD Başkanı olmasıyla enerji kaynakları arayışı büyük ivme kazanmıştır. Eski başkan Bush’un yardımcısı Dick Cheney’in başkanlığında hazırlanan rapora göre , ABD’nin petrol tüketiminin %70’inin dışarıdan sağlanacağı 2020 senesinde, Körfez bölgesindeki  Arapların dünya Petrol ihracatının %54 ila %67’si arasındaki bir oranı tek başlarına sağlayacak olması önemli bir özellikdir. Bu raporu dikkate alarak ABD dış siyasetine yön vermiştir.
 
ABD, 2001  Ekiminin 7. gününde Afganistan’a girmiştir. Amerika tarafından 11Eylül saldııları gerekçesi ile yapılan bu işgal, ABD ve yandaşlarının deyimiyle George W.Bush'un "terörle mücadele" politikası kapsamında yaptığı bir savaştır. Sonrasında ABD, 2003 senesinde Irak’a girerek işgal etmiştir. Irak’ı işgal etmesindeki amacı ise yine ABD ve yandaşlarının deyimiyle “Irak’a adalet getirecek olmasındandır”. Ne yazık ki bu savaşlarda yüz binlerce kişi hayatını kaybetti. Halihazırda Afganistan’da terör devam ediyor. Irak’a baktığımızda adaletsizlik devam ediyor. Hatta bu sorunlar daha da büyüdü.Yani ABD amacını gerçekleştirdi. Bunlarla birlikte düşündüğümüzde bugünkü ayaklanmaları her ne kadar halk ayaklanması olarak gösterilse de arkasında kimlerin olduğunu bilmekteyiz. Tunus, Mısır ve Yemen şu anda halkın galip geldiği (her ne kadar halk olduğuna inanmasak da ) ayaklanmaların olduğu ülkeler. Libya’da ise aylardır süren bir iç savaş var. Kaddafi yönetimi devrilemedi. ABD öncülüğünde ki NATO kuvvetleri muhaliflere ve halka destek vererek Kaddafi yönetimini devirmeye çalışıyorlar. Buradaki mücadele devam ediyor. Son zamanlarda Suriye’de de yönetim karşıtı eylemler hız kazandı. Bu ayaklanma ne kadar şiddetli geçse de arkasında büyük destek bulan muhalifler buradan da galip çıkacaktır. Bu arada bilinen petrol rezervlerin %65’inin Körfez bölgesinde ki Arap ülkelerinde olduğunu yeniden hatırlatmak isterim…

RAMAZAN AĞBABA